Sonsuzluk ve Ötesine
Bir yıl önce…
Kalbimin gümbürtüsü hiç yavaşlamıyor, gümbürtüye rağmen sakin sakin bekleyen kendime hayret ediyordum o gün. Beklemek ilk defa bu kadar zor, bu kadar heyecanlıydı. Asırlarca saate baktım, geçen her saniyeyi binlerce kez saydım o gün. Her sayışımda zamanın anlamsızlığı daha da büyüdü gözümde, hiç geçmeyen zaman sonsuza atacağımız adımları fısıldadı kulağıma. İşte bu heyecanlı bekleyiş sırasında farkettim her şeyi. Güneş batmaya başlamadan yapacağımız şey güneş söndükten sonra da devam edecek, algımın almadığı boyutlarda O’na karşı aynı hisleri hissedecektim hep. Başım döndü, gözlerim karardı, küçücük aklım yerinden çıkacak gibi oldu o an. Daha önce o kadar mutlu olmamıştım hiç. Son kez yerimden kalktım. Neredeyse kanatlanan kalbime söz geçirmeye çalışarak gittim gitmem gereken yere. Küçük siyah bir kutu açıldı önümde, verilmiş iki küçük söz parıldayarak bana baktı. Gördüklerimden gözlerim kamaştı. Koşarak çıktım oradan, Kendimi sadece O’nun yanında olmak isteyen kalbime bıraktım, yollar ayağımın altından kaydı, aklım uçup gitmemek için uykuya daldı.
O’nu gördüm, açılmış kocaman gözleri, titreyen minicik bedeniyle mutluluğuma mutluluk kattı. İçindeki her şey gözlerimden içime aktı. Her şeyi cennetin yapan ufacık ellerinden tuttum, dilim döndüğünce aklımı kalbime tercüman yaptım. Verilmiş iki küçük söz yerini buldu. O sözler zamandan sonra bile daim oldu. O an sanki güneş yere indi, en sevdiğim ışıktan bir gelinlik giydi.
Zaman anlamını yitirdikten sonra…
Çok zaman önce el tutuşmuş iki küçük ışık, en parlak halleriyle döne döne en büyüğe koştular birlikte. Gördüklerinden hatırladıkları sadece aşkları ve bir zaman giyilmiş o ışıktan gelinlikti.
No Comments »
Leave a comment
Line and paragraph breaks automatic, e-mail address never displayed, HTML allowed: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>