Ada Sahilleri
| Yedi sene önceki son gidişimden beri eğer bir kez daha Adalar’a gidersem ve bu gidişi yazıya dökmeye çalışırsam, yazının adını “Ada Sahilleri” olacağına emindim. Bu ne demek? Bu dün Heybeli Ada’daydık, piknik yaptık, çok eğlendik demek. Her şey bir anda oldu. Gökhan gaza geldi, ben zaten ateşliyim, bir baktık üç telefon konuşması, iki çaldırıp kapatma sonrası Serkan Kadıköy’de Gülşah’la Gökhan ve Burcu’yla ben de Sirkecide pazar gününü Adalar’da geçirmek için yanıp tutuşan azımsanamayacak azınlığa karışmışız. Jetonları aldık. Vapura binip iki buçuk kıçlık yere üç buçuk kıçı yerleştirdikten sonraki yirmi dakika boyunca akın akın gelen insanları izledik, geminin kapasitesine çok şaşırdık sonra vapurların belediye otobüsünün denizde yüzen pehlivan abisi olduğunu hatırlayınca şaşkınlığımız geçti. Bu kadar kalabalığa girmeyeli uzun zaman olmuş olmalı ki topluluk olarak davranıyor olmak ilginç geldi. Mangal, köz biber, soğan cücüğü gibi ayrıntılara girmiyorum hiç yediğimiz, içtiğimiz bize kalsın ben size şunu söyleyeyim. Kalabalık da olsa, biraz pis de olsa, martılar kediden beter yemek hırsızı da olsa güzeldi, cayır cayır asfaltlardan püfür püfür çam iğnelerine kaçmak rahatlattı, tavsiye ederim. Martılar demişken (yok, romantikleşmeyeceğim) cidden ne arsız hayvan olmuş bu martılar, attığın şeyin taş mı yiyecek mi olduğunu farkedip ona göre gard alıyor, hatta taşı tehditkar bulduysa inceden kafa da tutuyor eşşoğlueşşekler. Yandaki fotoğraf Burcuma ait, meyilli arazide piknik sonrası rehavetine kapılmıştı, çok güzeldi, çok sevdim, çekiverdim. |
![]() |
No Comments »
Leave a comment
Line and paragraph breaks automatic, e-mail address never displayed, HTML allowed: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>
