so Intimate but not so Private

Sonsuzluk ve Ötesine

Filed under: Intimate — Alpin/20080751900

Bir yıl önce…
Kalbimin gümbürtüsü hiç yavaşlamıyor, gümbürtüye rağmen sakin sakin bekleyen kendime hayret ediyordum o gün. Beklemek ilk defa bu kadar zor, bu kadar heyecanlıydı. Asırlarca saate baktım, geçen her saniyeyi binlerce kez saydım o gün. Her sayışımda zamanın anlamsızlığı daha da büyüdü gözümde, hiç geçmeyen zaman sonsuza atacağımız adımları fısıldadı kulağıma. İşte bu heyecanlı bekleyiş sırasında farkettim her şeyi. Güneş batmaya başlamadan yapacağımız şey güneş söndükten sonra da devam edecek, algımın almadığı boyutlarda O’na karşı aynı hisleri hissedecektim hep. Başım döndü, gözlerim karardı, küçücük aklım yerinden çıkacak gibi oldu o an. Daha önce o kadar mutlu olmamıştım hiç. Son kez yerimden kalktım. Neredeyse kanatlanan kalbime söz geçirmeye çalışarak gittim gitmem gereken yere. Küçük siyah bir kutu açıldı önümde, verilmiş iki küçük söz parıldayarak bana baktı. Gördüklerimden gözlerim kamaştı. Koşarak çıktım oradan, Kendimi sadece O’nun yanında olmak isteyen kalbime bıraktım, yollar ayağımın altından kaydı, aklım uçup gitmemek için uykuya daldı.
O’nu gördüm, açılmış kocaman gözleri, titreyen minicik bedeniyle mutluluğuma mutluluk kattı. İçindeki her şey gözlerimden içime aktı. Her şeyi cennetin yapan ufacık ellerinden tuttum, dilim döndüğünce aklımı kalbime tercüman yaptım. Verilmiş iki küçük söz yerini buldu. O sözler zamandan sonra bile daim oldu. O an sanki güneş yere indi, en sevdiğim ışıktan bir gelinlik giydi.

Zaman anlamını yitirdikten sonra…
Çok zaman önce el tutuşmuş iki küçük ışık, en parlak halleriyle döne döne en büyüğe koştular birlikte. Gördüklerinden hatırladıkları sadece aşkları ve bir zaman giyilmiş o ışıktan gelinlikti.

Mutluyuz…

Filed under: Intimate — Alpin/200707271056

Allah bozmasın.

huzurun kıyısı

Filed under: Intimate — bucu/200706241336

Arka Bahçemiz
Ecemizin mezuniyet gününün heyecanlı ve tatlı yorgunluğunu İznik Gölü kıyısında bir yemekle attık ki bu aynı zamanda küçük bir diploma kutlamasıydı. Ağaçların arasından birden karşımıza çıkan manzara inanılmaz güzellikteydi. Gölden gelen hafif esintiyle titreyen yaprakların hışırtısı birbirine kur yapan ördeklerin sesleriyle birleşerek güzel bir fon müziği oluşturuyordu. Çektiğimiz küçük bir fotoğrafı paylaşmak istedim.

Bir Yeni İlkbahar Sabahı

Filed under: Intimate — Alpin/200706111210
elf Bir ilkbahar sabahı güneşle uyanıp,
Çılgın gibi koşarak kırlara uzanmak,
Bir his dolup içine uçuyorum sanmaktır
Aşk.

Ama aklımda bambaşka bir şarkı var.
Çok sevenler için Belkıs Özdener’den geliyor,
Acaba kime gidiyor? :)

Sen uzaklarda değil, damarımda kanımsın,
Ben sensiz yasayamam, hayatımsın canımsın.

İste kölen olayım, istersen öldür beni,
Başkasını seversen, bil ki yaşatmam seni.

Birazcık seviyorsan, sözlerime darılma,
Seni kıskanıyorum, beni yanından ayırma.

İste kölen olayım, istersen öldür beni,
Başkasını seversen, bil ki yaşatmam seni.

Bilmeden kırdım seni, bilerek asla olmaz,
Ne olur affet beni, hatasız insan olmaz.

Burcum Benimmm..

Filed under: Intimate — Alpin/200608261628

Büyük Balık

Filed under: Footage — Alpin/20060832346

Her zaman her yerde daha büyük bir balık oluyor. Bakar mısınız şuna.

Mezun Olmak

Filed under: Intimate — Alpin/200607311309

Aslına bakarsanız mezun olmak pek de zor değilmiş ama hayatın bana verdiklerini sırasıyla değil de istediğim gibi yaşamaya çalışmam yüzünden şu yaz aylarına kadar sarkmış. Pişman değilim çünkü mezun olmak yerine yaptıklarım mesleki anlamda kendimi geliştirmek, tecrübe kazanmak için yapmam gerekenler şeylerdi ve aslında hiç zaman kaybetmedim, stres, gerilim hep vardı hayatımda ama olsun geçen çarşamba günü telefondan konuştuğum dekanlık sekreteri Nazan Hanım’dan “Senin kararın çıktı, mezunsun.” cümlesini duydum ya 9 yıldır süren bir savaşı bitirmiş toparlanmaya çalışan ülkeler gibi hissediyorum artık, gerilim yok, stres dediğim şey günlük olayların stresini aşmıyor. Başarı benim başarımdır bunu söylemek ve gurur duymak lazım ama bu savaşı kazanmamda bana yardımcı olan, benden şüphe duymayan insanları (destek kuvvetleri) da unutmamak lazım. Okulun bitmediğini öğrenip bu yaşında ona yaşattığım stresi bana yansıtmayan kötü evlat da olsam bana desteğini esirgemeyen babam, bana dualarıyla destek olan, aklına ben geldikçe tansiyonu yükselen annem, “Abi Allah seni nasıl biliyorsa öyle yapsın. İnşallah bitirirsin” deyip bana inanan kardeşim, “Eğer okulu bitiremezsen benden sağlam bir dayak yiyeceksin.” deyip gözümü korkutan Davut, “Ne olacak abi, benim işim ders çalışmak.” deyip gıkını çıkarmadan bana numeric methods anlatan ve AA almamı sağlayan Serkan, konsantrasyon konusundaki eksikliğimi kapatmak için evden sandalyesini kapıp gelen ve benimle çalışan Elif, en moralsiz zamanlarımda yanına sığınabildiğim hiçbir şey yapmasa da beni toparlayan manevi abim, arkadaşım Bilgehan ve sabah uyanıp derse oturmaca, arada toplam iki saat ara vermece, gece stres yüzünden uyuyamamaca, günlerce çalıştığından bir bok anlamamaca dönemlerimde bana incir çekirdeği kadar sorun çıkarmayan, elimi uzatabileceğim mesafede durup her türlü ihtiyacımı sabırla karşılayan, beni çekip çeviren, bu gerilimli dönemi bitmiş bir okul ve bunun yanında alınmış sekiz kilo ile kapatmamı sağlayan Burcum’a huzurunuzda çok teşekkür ediyor, hayatım boyunca minnettar kalacağım bu insanların yanımdan hiç eksik olmamasını diliyorum.
Kaset kapağında birilerine teşekkür ediyormuş gibi hissettim kendimi, bu dahil hepsi sayenizde, teşekkürler…

Ada Sahilleri

Filed under: Intimate — Alpin/200607101804
 

Yedi sene önceki son gidişimden beri eğer bir kez daha Adalar’a gidersem ve bu gidişi yazıya dökmeye çalışırsam, yazının adını “Ada Sahilleri” olacağına emindim. Bu ne demek? Bu dün Heybeli Ada’daydık, piknik yaptık, çok eğlendik demek.
Her şey bir anda oldu. Gökhan gaza geldi, ben zaten ateşliyim, bir baktık üç telefon konuşması, iki çaldırıp kapatma sonrası Serkan Kadıköy’de Gülşah’la Gökhan ve Burcu’yla ben de Sirkecide pazar gününü Adalar’da geçirmek için yanıp tutuşan azımsanamayacak azınlığa karışmışız. Jetonları aldık. Vapura binip iki buçuk kıçlık yere üç buçuk kıçı yerleştirdikten sonraki yirmi dakika boyunca akın akın gelen insanları izledik, geminin kapasitesine çok şaşırdık sonra vapurların belediye otobüsünün denizde yüzen pehlivan abisi olduğunu hatırlayınca şaşkınlığımız geçti.
Bu kadar kalabalığa girmeyeli uzun zaman olmuş olmalı ki topluluk olarak davranıyor olmak ilginç geldi. Mangal, köz biber, soğan cücüğü gibi ayrıntılara girmiyorum hiç yediğimiz, içtiğimiz bize kalsın ben size şunu söyleyeyim. Kalabalık da olsa, biraz pis de olsa, martılar kediden beter yemek hırsızı da olsa güzeldi, cayır cayır asfaltlardan püfür püfür çam iğnelerine kaçmak rahatlattı, tavsiye ederim. Martılar demişken (yok, romantikleşmeyeceğim) cidden ne arsız hayvan olmuş bu martılar, attığın şeyin taş mı yiyecek mi olduğunu farkedip ona göre gard alıyor, hatta taşı tehditkar bulduysa inceden kafa da tutuyor eşşoğlueşşekler.
Yandaki fotoğraf Burcuma ait, meyilli arazide piknik sonrası rehavetine kapılmıştı, çok güzeldi, çok sevdim, çekiverdim.

Tüh’lü Geçmiş Zaman

Filed under: Intimate — Alpin/200605171339

Alınan nefesin eziyet gibi geldiği zamanlara denir, zoruna gider insanın…
İş olsun, okul olsun, sevgili olsun, para olsun, visa olsun, master olsun hayat bir şekilde mutlaka ikramını yapar, ikramı geri çevirmek terbiyesizlik, ikramı almak toyluktur, insanoğlu ölene kadar çok toydur. Elden bir şey gelmez oh’lu şimdiki zamanda tüh’lü geçmiş zamana hayıflanacağını bile bile yaşar, ders almaya, pay çıkarmaya, çekilecek çilesini tamamlamaya bakar insan. Cahildir aslında, son nefesi vermedikçe çekilecek çile bitmez, dert hayattır, hiç bilmez…

Hayat

Filed under: Intimate — Alpin/200604111631

Hepimize tuhaf kurgular sunan tanrı ikramı. Benimki kendini ters yüz etmek için aktı son bir ay.